Türkçe | English
Ara
Tütüncü Mehmet Efendi Caddesi, No.60 Göztepe/Kadıköy/İstanbul info@akuterapist.com Tel:+90(216) 360 7303

Akupunktur Nedir?

Akupunktur, ancak tecrübeli, hassas ellerle bulunabilen ya da hassas cihazlar yardımıyla ölçülebilen vücuttaki enerji yuvalarına, salt iğne batırmakla yapılan uyarıların tedavi amaçlı kullanılmasıdır. Kullanılan iğneler çelik, altın ya da gümüş olabileceği gibi, deri altı dokulara ulaşabilen.. tamamı için tıklayınız.


Akupunktur, ancak tecrübeli, hassas ellerle bulunabilen ya da hassas cihazlar yardımıyla ölçülebilen vücuttaki enerji yuvalarına, salt iğne batırmakla yapılan uyarıların tedavi amaçlı kullanılmasıdır. Kullanılan iğneler çelik, altın ya da gümüş olabileceği gibi, deri altı dokulara ulaşabilen lazer ışınları da tedavide kullanılmaktadır.

Akupunktur noktalarında oluşturulan uyarıların kaç yolla etkisi olmaktadır?
Birincisi, doğrudan etki; problemli bölgenin yakınına batırılan iğneler yardımıyla elde edilir.
İkincisi, uzak etki; kas zarları gibi elektiriği kolay ileten yüzeyler yardımıyla uzaktaki bölgeye ulaşılır. daha kalıcı bir etki elde edilir.
Üçüncüsü, yine uzak noktalar yardımıyla ve sinir yollarıyla beyin üzerinden ilgili organa ulaşılır. Bu tedavide oldukça karmaşık ve ciddi etkiler elde edilir. Tedavi sonucu hemen daima kalıcıdır. Kulak akupunkturu bunun en seçkin örneğidir.

Akupunktur uygulamasında kullanılan diğer yöntemler nelerdir?
Moxa
ise oldukça eski dönemlerden beri noktaların yalnızca uyarılması için kullanılan bir yöntemdir. Günümüzde altın ve gümüş iğnelerin yerini ‘elektro-akupunktur', noktanın ısıtılmasına dayalı ‘moxa' yönteminin yerini ise ‘lazer akupunktur' almış gibi görünmektedir.

Uygulamada başarı için neler gereklidir?
Birincisi, akupunkturda her bir nokta alfabenin harfleri gibidir. Doğru tedavi için noktaların uyumlu birlikteliğine ihtiyacımız vardır. yalnızca kulakta 200'ü aşkın noktanın bulunduğu göz önüne alınacak olursa, akupunkturda hastalığa özgün nokta grupları değil, hastaya özgün nokta kombinasyonunun bulunması gerekliliği ve imkanı rahatlıkla anlaşılabilir.

İkincisi tanı yöntemlerinin doğruluğudur. Bunun için, hem modern tıp yaklaşımlarına, hem de geleneksel akupunktur yöntemlerinin tarifinde yer alan tanı yöntemlerine hakim bir zihin gereklidir.

Yani, başarılı sonuç için her hastalığa, hatta her hastaya özgün doğru noktaların doğru seanslarda kullanılması şarttır.
 

Bitkiler

İnsan, yapısındaki tüm maddeleri, çevreden alır. Çünkü çevresinde yetişen bitkilerle ya da onlarla geçinen canlılarla beslenir. Dolayısıyla, beslenmesine ve vücudunun alımına göre çevreden aldığı bu maddeler, elemetler ve kimyasallar da değişkenlik gösterir. Sağlığın tarifi.. tamamı için tıklayınız.


İnsan, yapısındaki tüm maddeleri, çevreden alır. Çünkü çevresinde yetişen bitkilerle ya da onlarla geçinen canlılarla beslenir. Dolayısıyla, beslenmesine ve vücudunun alımına göre çevreden aldığı bu maddeler, elemetler ve kimyasallar da değişkenlik gösterir.

Sağlığın tarifi niteliğinde olan vücuttaki bu elementler ve kimyasallar arasındaki ince dengeler, birikim ya da yetersizlik nedeniyle zamanla bozulabilir. Hafif dengesizlikler sağlıkta kırılganlık olarak kendini gösterirken, aşırılıklar veya yetersizlikler hastalıkların temel nedenleri arasında yer alacaktır.

Başlangıçta, vucudun ihtiyaç duyduğu azalmış maddelere karşı artmış iştah, fazlalık gösteren maddelere karşı isteksizlik ve mide bulantısı bu dengeyi korumaya çalışır. Fakat, dengesizlik iştah yardımıyla çoğunlukla düzeltilemez, çünkü alışkanlıklar iştahı yönetir ve yönlendirir. Bir kaç elementin dengesizliği ise çoğunlukla aşırı iştahsızlık, aşırı iştah ya da iştahta sapma, yani iştah şaşkınlığı olarak kendini gösterir ve tümüyle çözümsüzleşir. Hamilelikteki aşerme diye adlandırılan iştah sapması bunun bir örneğidir.

Tüm bu risklerin önüne fazla beslenmeyle değil, dengeli beslenmeyle geçilebilir. Bozulan dengeler yine gecikmemek şartıyla bitkiler yardımıyla belli bir oranda düzeltilebilir.

Bitkiler de insanın beslendiği çevreden beslenirler ve beslenmelerinde seçicidirler. Bazısı bünyesine topraktan demiri fazla alır, kansızlık tedavisinde etkindir, örneğin Isırgan Otu gibi.. Bazıları insülin hormonunun ko-faktörü -yani anahtarı- olan kobalt elementini depolar ve özellikle şeker hastalığında kullanılır; kekik gibi. Bazıları sinir sisteminde etkin kimyasalları fazla üretir; melisa otu, kantaron çiçeği gibi. Bazıları ise idrar söktürücüler açısından yoğundur; mısır püskülü, maydanoz gibi...

Yani, bitkilerle vücuttaki fazlalıkları azaltmak ve eksiklikleri yerine koymak, vücutta gerçekleşen kimyasal olayları desteklemek mümkündür.

Özetle, bitkilerin yardımıyla kolay hastalanmaktan korunmak, eğer hastalık kendini gösterdiyse orta - karar bir etkide bulunmak imkan dahilindedir. Doğru uygulandıktan sonra, yan etki potansiyeli çok düşük böyle bir yöntemi akupunktur gibi etkin ve zararsız bir tedavi yöntemiyle buluşturmak ise tahmin ötesi sonuçlar vermektedir.
 

Elektro - Akupunktur

Akupunkturun geleneksel tarifinde altın ve gümüş iğneler yer alır. Modern yaklaşımlar altının vücutta pozitif, gümüşün ise negatif etkinlikte olduğunu göstermektedir. Elektro-akupunktur hem negatif etkinliği, hem de pozitif etkinliği yükselterek akupunkturun tedavi değerlerine katkıda.. tamamı için tıklayınız.


Akupunkturun geleneksel tarifinde altın ve gümüş iğneler yer alır. Modern yaklaşımlar altının vücutta pozitif, gümüşün ise negatif etkinlikte olduğunu göstermektedir.

Elektro-akupunktur hem negatif etkinliği, hem de pozitif etkinliği yükselterek akupunkturun tedavi değerlerine katkıda bulunmaktadır.
 

Neden Akupunktur?

Tedavilerde iki sonucun buluşması amaçlanır: 1. Etkinlik 2. Zararsızlık “Etkin olmayan bir yönteme tedavi demek olası değildir. Peki, akupunktur etkin midir?” -Akupunktur, tedavi kapsamına aldığı; -Saman nezlesi, astım, alerjik deri hastalıkları dahil hemen tüm alerjik hastalıklarda; -Migrenden depresyona,.. tamamı için tıklayınız.


Tedavilerde iki sonucun buluşması amaçlanır:
1. Etkinlik
2. Zararsızlık

“Etkin olmayan bir yönteme tedavi demek olası değildir. Peki, akupunktur etkin midir?”
-Akupunktur, tedavi kapsamına aldığı;
-Saman nezlesi, astım, alerjik deri hastalıkları dahil hemen tüm alerjik hastalıklarda;
-Migrenden depresyona, yakın dönem felçlere kadar sinir sitstemi hastalıklarında;
-Gastrit ve kabızlık başta olmak üzere sindirim sistemi rahatsızlıkları;
-Kronik vajinitler ve adet düzensizlikleri, menapoz şikayetleri, hatta tüp bebek yönteminde hazırlık ve tedavi sonrası aşamalarda bebeğin  rahime tutunma olasılığını arttırmak için;
-Bel ve boyun fıtıkları dahil omurga problemleri, artritler, myaljiler gibi eklem ve kas rahatsızlıklarında;
-Hipertansiyon dahil dolaşım sistemi hastalıklarında,
-Başlangıçta yakalanabilirse diyalizle sonuçlanabilecek düzeydeki nefritler dahil böbrek ve boşaltım sistemi problemlerinde;
Ve daha birçok rahatsızlıkta, yetkin bir tedavi yöntemidir.
Bu durum, akupunkturun, Dünya Sağlık Örgütü tarafından tedavi edici yöntemler arasına alınmasıyla tescil edilmiştir.

“Zararı karından fazla olan bir yöntem tercih edilemez. Akupunkturun zararı var mıdır?”
Her seans için steril iğne açılır ve bir kerelik kullanımdan hemen sonra atılır. Yani, bulaşıcı hastalık riski yoktur.
Yalnızca iğne batarken küçük bir acı hissi ihtimali vardır. O da genellikle hasta yorgun, uykusuz ya da aşırı stresli olduğunda yaşanır. Hastanın sakinleşmesi için bir süre beklenerek acı hissinin, noktanın merkezine iğne batırmak suretiyle de ağrının önüne geçilebilir.

Özetle akupunkturun faydası söz konusudur, zararı değil...
 

Lazer Akupunktur

Lazer, özellikle çocuklarda ağrısız, konforlu bir yöntemdir. Bazı romatizmal hastalıklarda tercih sebebidir. Geleneksel akupunkturda yer alan moxa yöntemi, noktanın ısıtılmasını esas alır. Infrared lazer moxaya oranla daha hızlı bir şekilde derine ulaşabilen ısıtıcı bir yöntemdir. Kırmızı lazer ise kulak.. tamamı için tıklayınız.


Lazer, özellikle çocuklarda ağrısız, konforlu bir yöntemdir. Bazı romatizmal hastalıklarda tercih sebebidir. Geleneksel akupunkturda yer alan moxa yöntemi, noktanın ısıtılmasını esas alır.

Infrared lazer moxaya oranla daha hızlı bir şekilde derine ulaşabilen ısıtıcı bir yöntemdir. Kırmızı lazer ise kulak akupunkturunda, ürtiker ve akne gibi bazı deri rahatsızlıklarında oldukça değerlidir.
 

Hareket ve Dinlenme

İnsan vücudunun temel işlevi, çevreyi algılamak ve hareket etmektir. Görmek, koklamak, yoklamak, eylemin yönünü belirlemek için gereklidir. Hareket edemeyen iç organlar ise, hareketli olan organlara gerekli maddeleri gereğince sağlamak, vücuttan uzaklaştırılması gereken atık maddeleri.. tamamı için tıklayınız.

İnsan vücudunun temel işlevi, çevreyi algılamak ve hareket etmektir. Görmek, koklamak, yoklamak, eylemin yönünü belirlemek için gereklidir. Hareket edemeyen iç organlar ise, hareketli olan organlara gerekli maddeleri gereğince sağlamak, vücuttan uzaklaştırılması gereken atık maddeleri atılabilir hale getirmek ve atmak için çalışırlar.
Bu tanımın haricinde yer alan tek organ beyindir, o da işlerin organizasyonunu üstlenmiştir.


İnsan vücudunun gündüz ve gece işleyişi hareket eden ve edemeyen organların işlevleriyle yakından ilgilidir. Vücudumuz gündüz ritmine geçtiğinde gece ritmine oranla farklılıklar meydana gelir. Bu hormonal ve işlevsel farklılıklar, daha çok, istemli olarak hareket ettirebildiğimiz organlarımızın, yani azalarımızın ve kaslarımızın verimli çalışmasını sağlamaya yöneliktir.

Gece ise, vücuda gıda ve enerji temin eden, hareket etmek için değil de hareket eden organlara hizmet eden diğer organlarımız daha rahat çalışırlar. Gündüzün yükünden kurtulan bu organlar hem işleyişlerini düzenler hem de gündüz için hazırlıklar yaparlar.

Gerek gündüz için hazırlanan organlarımızın hakkını vermemek, yani onları ihtiyaçları olan hareketten mahrum bırakmak, gerekse, gece hazırlanması gereken organlarımızın ihtiyacı olan sükuneti onlara uyku ile sunmamak bu görev birlikteliğini bozarak vücudun tümü için sakıncalı sonuçlara yol açarlar.

Yine, hareket ve dinlenme ihtiyacımızın gereğinden fazlası da, sağlığımız için sorunlu bir alana geçmemize neden olur. Gereğinden fazla hareket, hareket eden organlara hizmetle görevli organlarımızın normal mesai ile temizleyebileceklerinden daha fazla atık madde birikimiyle sonuçlanır. Bu birikimi temizlemek için karaciğer ve böbreklerimiz fazla mesai yapmak zorunda kalır ve yorulurlar. Gereğinden fazla uyku ise kaslarımızı tembelleştirerek hareket isteğimizde azalmaya neden olur, bu da vücudumuzda gıda ve enerji birikmesini netice verir.

Ayrıca, hareket ve dinlenme arasında olması gereken dengenin bozulması, bir çok hormonal rahatsızlığın da açığa çıkmasını kolaylaştırır.

Yapmamız gereken ise oldukça basittir: Stres oluşturmaksızın yeterince hareket etmek, eğer şehir yaşantısı buna izin vermiyorsa, irademizi kullanarak bu hareketi egzersizlerle ve rahat yürüyüşlerle gerçekleştirmek; gece uykusundan yeterli miktarda istifade ile, vücudumuzun yeni güne hazırlanmasına izin vermektir.
 

Hayat = Denge

Hayat ile neticelenen olaylar dizisine baktığımız takdirde sürekli tekrarlanan ve tekrarlandığı her basamak için hayati önemi bulunan iki temel geçeği görürüz: 1- Farklılık 2- Birliktelik Hayatın içerisindeki farklılık ve birliktelik örnekleri sayılamayacak çoktur. Mesela en geniş.. tamamı için tıklayınız.

Hayat ile neticelenen olaylar dizisine baktığımız takdirde sürekli tekrarlanan ve tekrarlandığı her basamak için hayati önemi bulunan iki temel geçeği görürüz:

1- Farklılık
2- Birliktelik

Hayatın içerisindeki farklılık ve birliktelik örnekleri sayılamayacak çoktur. Mesela en geniş dairede güneşlerin ve gezegenlerin birlikteliğini görürüz. Biri ateştir ve aydınlatır, diğeri ise aydınlanmaya muhtaçtır. Yine en dar daire olan atomlarda elektronların ve protonların birlikteliklerini gözlemleriz. Bu ikisin ortasındaki hemen her şey farklılığın birlikteliğine birer örnektir. Sıcak ve soğuk, kuruluk ve nem, ateş ve su, durgunluk ve hareket, sert ve yumuşak.. hatta polenler ve çiçekler, erkek ve dişil özellikler karşıt özelliklere birer örnek oldukları gibi, üretkenliğe de örneklik ederler.

Özetle, hayatın beşiği olan dünyada ve özellikle hayatla sonuçlanan her olayda bu durum rahatlıkla gözlemlenebilir.

Denge
Güneşle dünya arasındaki mesafenin ölçüsü, atmosferdeki gazların oranları, topraktaki elementlerin miktarları hep bir denge üzeredir. Bu hassas dengeler, hayat ile neticelenen her olayda yaşanan bir gerçektir. Hava, su, toprak, toprak içerisindeki yüzlerce değişik element ve binlerce farklı bileşik değişik ve farklı oranlarla bir araya gelerek hayata merhaba derler.

Vücudumuzdaki minerallerin ve bileşiklerin de oranları bellidir, bu oranlardaki en ufak bir şaşma hayatımızı tehdit etmektedir.

Çevresel denge hayata beşiklik ettiği gibi, canlıların bünyelerindeki dengeler de hayatın bir yansıması olan sağlıklı olma haline zemin oluşturur. Evrendeki veya vücudumuzdaki unsurların herhangi birinin olması gerekenden daha az ya da çok olması dengeyi bozacaktır. Bozulan dengeler yaşadığımız çevrede ısınma, kıtlık ve susuzluk, çoraklık olarak kendini gösterdiği gibi, vücudumuzda da sağlığın bozulması ve hastalıklar olarak kendini gösetrir.

Yönetici organlarımızın bozulan dengeleri "yeni bir denge" olarak kabul etmeleri ise hastalıkların kronikleşmesinin en önemli nedenleri arasındadır.

Problemi kronikleştiren bu bozuk dengenin yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.
Ama nasıl? (tıklayınız)

 

Migren Nedir?

Migren, genellikle ışık flaşları, kör noktalar, kollarda ve bacaklarda karıncalanma, mide bulantısı, kusma gibi duyusal uyarılar tarafından öncelenen veya eşlik edilen ve ışığa ve sese karşı yüksek duyarlılığın meydana geldiği şiddetli bir baş ağrısıdır. Migren ataklarının sebep olduğu şiddetli ağrı saatler ve hatta günlerce.. tamamı için tıklayınız.

Migren, genellikle ışık flaşları, kör noktalar, kollarda ve bacaklarda karıncalanma, mide bulantısı, kusma gibi duyusal uyarılar tarafından öncelenen veya eşlik edilen ve ışığa ve sese karşı yüksek duyarlılığın meydana geldiği şiddetli bir baş ağrısıdır. Migren ataklarının sebep olduğu şiddetli ağrı saatler ve hatta günlerce sürebilir.

Migren baş ağrıları, kan damarı genişlemesi ve bu kan damarlarının etrafında dolanan sinir liflerinden salınan kimyasalların birleşimi sonucu meydana gelir. Baş ağrısı sırasında, şakak derisinin hemen altındaki kafatasının dış kısmında konuşlanan bir atardamar (temporal atardamar) genişler. Bu durum yangı, ağrı ve atardamarın daha fazla genişlemesine yol açan kimyasalların salınımına sebep olur.

Bir migren baş ağrısı, sempatik sinir sisteminin uyarılması sonucu mide bulantısı, ishal ve baş dönmesi hissine tepki vermesine yol açar. Bu tepki aynı zamanda karnın ince bağırsağa doğru boşalımını geciktirir, yiyeceklerin emilimini etkiler; kan dolaşımını azaltır, ellerin ve ayakların soğumasına yol açar, ışığa ve sese duyarlılığı artırır.

Daha geniş bilgi için lütfen tıklayınız.

Sinüzit Nedir?

Sinüs nedir? Beynimiz yapı olarak özellikle sıcak ve soğuğa karşı son derece hassas bir organımızdır. Bu yüzden vücudumuzun en korunaklı bölgesinde yer alır. Yüz bölgesi haricindeki alanlarda saçlı deri dışarıdan koruma oluşturur. Saçlarımızın koruyamadığı yüz.. tamamı için tıklayınız.

Sinüs nedir?

Beynimiz yapı olarak özellikle sıcak ve soğuğa karşı son derece hassas bir organımızdır. Bu yüzden vücudumuzun en korunaklı bölgesinde yer alır. Yüz bölgesi haricindeki alanlarda saçlı deri dışarıdan koruma oluşturur. Saçlarımızın koruyamadığı yüz bölgemizdeki çıplak alanlarda ise bu görevi 'sinüs'ler üstlenmiştir. Bu alanlarda kemik içerisinde hava yastıkçıkları gibi boşluklar oluşmuştur. Bu boşluklar birer kanal ile geniz bölgesine açılır. İşte sinüs denilen yapı budur.

Sünizit nedir?

Sinüslerin içi normalde hava ile doludur; iltihap ile dolduğunda buna sinüzit denir. Sinüs denilen bu hava yastıklarının içini döşeyen mukoza (özel bir tip deri) hücreleri sümüksü kaygan bir sıvı salgılayarak sinüsleri hem nemlendirir hemde akıntı yardımı ile sinüsleri temizler. Normal haliyle sinüslerin içi hava ile dolu duvarları kaygan,ıslak ve mikropsuzdur.

Nezle gibi burun içi rahatsızlıklarında sinüslerin genize açılan kanalları tıkanır. Sinüsün içerisindeki hava mukoza hücreleri tarafından kullanılarak tüketilir. Dolayısıyla sinüsün içerisinde negatif bir basınç meydana gelir ve buna bağlı olarak ince sızı tarzında bir ağrı oluşur. Sonrasında artan negatif basınç mikroplardan arındırılmış olmayan geniz sıvısını bir enjektör gibi içeriye çeker. Sinüsler burun akıntılarıyla dolar. İşte sinüzit bu aşmada başlamış olur. İnce sızı ise yerini künt bir baş ağrısına bırakır .

Bir sonraki aşamada ise içeriye çekilen mikroplar iltihap oluşturur, dolayısıyla sıvı artar, basınç artar ve şiddetli baş ağıları oluşur. Bu durum tam bir 'akut sünizit' halidir.

Beslenme ve Diyet

İnsanın yaşamak için enerjiye, temel madde ve elementleri almaya ihtiyacı vardır ki, buna beslenme denir. ihtiyaç sevkiyle alınan şeylerin olması gereken miktarının vücuda elbette ki faydası vardır. Ancak kararından fazla alınan herhangi bir şeyin, gerçek bir ihtiyaçtan alınmadığı açıktır. ihtiyaç.. tamamı için tıklayınız.

İnsanın yaşamak için enerjiye, temel madde ve elementleri almaya ihtiyacı vardır ki, buna beslenme denir.

ihtiyaç sevkiyle alınan şeylerin olması gereken miktarının vücuda elbette ki faydası vardır. Ancak kararından fazla alınan herhangi bir şeyin, gerçek bir ihtiyaçtan alınmadığı açıktır. ihtiyaç fazlası alınan maddeler ise vücutta birikime yol açarlar, vücudun normal işleyişinin önünü tıkayarak bozar ve hastalıklara neden olurlar.

Normalde, dilimizden hücrelerimize kadar, ihtiyacımız olan maddelerin ne olduğunu ve bu maddelerin ne kadarına ihtiyacımız olduğunu bildiren hassas ölçücükler, gizli minik laboratuvarlar vücudumuzda yerleştirilmiştir. Ne var ki, yanlışta ısrar alışkanlıklara dönüşerek bu gizli laboratuvarların işlevini de bozar. Örneğin sigara dumanını hangi bebeğin yüzüne savursanız rahatsızlık belirtisini halinde seyreder, yüzünde okursunuz. Oysa yanlışta ısrarın sonucu değişen ölçüler, o zararlı maddeden keyif almamıza ve o madde sanki temel ihtiyaç maddemizmiş gibi davranmamıza neden olur.

Bu durumdan kurtulmamız için tersine bir süreci başlatmamız gerekecektir. İhtiyacımız olan besin maddelerini ve miktarlarını, lezzet alışkanlığı ve bağımlılıklar nedeniyle dengeleri şaşmış olan iç danışma merkezlerimize sormaktan ve onların verdiği kararlara uymaktan vazgeçerek dışarıdan belirlememiz gereklidir. işte beslenme diyeti budur.

Yani, bir insanın yaşadığı çevreye, iklim koşullarına, vücudunun normal işlevlerine göre alması gereken enerji miktarını ve çeşitliliğini dışarıdan belirlememize, o kişinin beslenmesini alışkanlıklarının yönetmesine izin vermeyişimize beslenme diyeti diyoruz.

Belirlenen bu miktardan fazlasını veya daha azını almaması için uygulanan yöntemlere de destek tedavileri diyoruz. Örneğin akupunktur tedavi yöntemi, bozulan iç dengeleri yeniden düzenleyerek işleyişinin orjinal haline dönmesine, hastanın bağımlılıklarını tedavi ederek arzulanan diyetin uygulanmasına ciddi anlamda zemin oluşturabilmektedir..
 

A A
Her hakkı mahfuzdur © 2008 Akuterapist
Tasarım deSen